Hedefsiz ve amaçsız bir yazı
Erman Aktan | Güncel
İnsanlar sevgilerini, aşklarını ve kıyamadıkları değerli duygularını tüketmekte ne kadar başarılı! Arkamıza bakmadan unuttuğumuz insanların sonradan aklımızın orta yerine yerleşebileceğini bilmiyoruz hiç.
Değer verdiğimiz insanlara ya yaklaşamıyor (kıyamıyor), yada hiç ulaşamıyoruz. Geceleri birden aklımıza geldiklerinde ise unutmaya çalışıyor, gözlerimizin bizim yerimize konuşmasına izin veriyoruz. İnsanların bize karşı duygularını anlayamadan kaybediyoruz onları. Çok sevdiğimiz, çok arzuladığımız veya hiç yanından ayrılamadığımız kişilerin değerini çok geç anlıyoruz.
Uykusuz geçen yada öyle olmasını istediğimiz gecelerde gerçekten yanında olmak istediğimiz kişileri durmadan düşünüyoruz. Onlar aklımızın en büyük bölümünü kaplıyor. Onlar bizim için değerlerini bir gecede katlayıveriyor. Ertesi gün kendimizi bir köşede uyanık bulduğumuzda ise yepyeni bir gün ile uğurlayıveriyoruz eski düşünceleri.
İstemeden de olsa, unutuyoruz unutmak istemediklerimizi. Aklımız bize istemediğimiz oyunlar oynuyor. İstemediğimiz şeylerle dolduruyor kendi içini. Ve yepyeni bir gün daha geliyor, geceleri istemediğimiz düşünceler, gündüzleri ise aklımızın bize oynadığı oyunlar yüzünden iki yüzlü ve küstah.
Fakat insan ister istemez sevdiklerini mutlu ediyor. Onlara söylemeden anlatıyor sevgilerini. Belki onlar istediğimiz yoğunlukta anlamıyor sevgimizi fakat istediğimiz kadar mutlu oluyorlar. Bu yazıyı yazarken gerçekten dostluğundan emin olduğum birisiyle Taksim'in ortasında bir otelde uyukluyorum. Saat 01:54...
Alkollü değilim. Ve uyukluyor dediğime bakmayın bu koca bir yalan aslında... Geceleri yatağıma yattığımda saatlerce boş boş düşündüğüm ve uyumayı unuttuğum için, uyku bana bir ihtiyaçtan çok zorunluluk gibi gelmeye başladı. Belki ben de söz ettiğim bu düşüncelerle boğuşuyorumdur. Belki ben de, her ne kadar istemesem de, sevdiğim insanları birer birer gözümün önünden geçiriyorumdur...
Hepimizin gönlünde yatanlara ulaşmak isteyip te ulaşamadığı için çektiği acıyı belki ben de çekiyorumdur...
Kim bilir?
Bu yazıyı okumasını istediğim kişi bu yazının varlığından haberdar bile değil. Belki beni bile unutmuştur. Onun beni unuturken hiç zorluk çektiğini sanmıyorum. Tıpkı benim onu hatırlamak için çekmediğim gibi.
Ölüm günümde de dün gibi hatırlayacağım ve bu dünyada şimdiye kadar yapılmış EN BÜYÜK APTALLIK olduğuna kesinlikle emin olduğum o olay yüzünden Markiz Pastahanesi farklıdır benim için. Hoşlanma olarak başlayan ve yavaş yavaş sevgiye doğru giden, sonrasında ise engelleyemediğim ve hiçbir zaman yok edemeyeceğim bir sevdaya dönüşen o duyguyu var eden kişinin duymayacağını bile bile teşekkür ediyorum.
Her zaman ulaşılmaz olanın daha değerli olduğunu bildiğim için vazgeçemediğim birisi o... Ne derseniz deyin, o benim için bir lise aşkından çok unutulamayacak bir arkadaştı. Hayatın anlamını tek bir el hareketiyle değiştirebilecek kadar kuvvetli, fakat yeni açmış bir çiçeği gördüğünde aynı şekilde değişebilecek kadar saf, çocuksu ve temiz... Bu kadar yoğun şeyler hissetmeme rağmen, aynı evde yaşasak bile içimi açamayacağım için biraz sıkıntılı sayılırım. Fakat çok daha fazla mutluyum. çünkü dediğim gibi: ulaşılmaz olan her zaman daha değerlidir.
Değer verdiğim o kişiden söz açıldı mı hiçbir zaman susmayı istemem aslında fakat...
Her şeyin üzüntü verici de olsa bir sonu olmalıdır...
Bu yazı, 22 Nisan 2007 Pazar günü, saat 02:00 ye yaklaşırken kaleme alınmıştır. Buraya ekleniş tarihi, kağıttan klavyeye geçirildiği tarihtir!
Erman Aktan - 22 Nisan 2007 01:48