İstanbul, fakat farklı bir yüzüyle
Erman Aktan | Fikir fakiri
İstanbul bana hiç bu kadar ürkütücü görünmemişti!
Saat sabah 6:30. Soğuk bir Ocak sabahı. Güneş bile daha uykuda. Geceden yağan yağmur bütün şehri yıkamış. Yollar, sokaklar hala ıslak ve çamur içinde. Halk uykudan yeni yeni uyanmaya başlamış. Fakat sokaklarda rastladığınız yegane insan belediye işçileri, taksiciler veya nadiren banka güvenlikleri. Caddelerde hareket eden -belediye otobüsleri ve taksiler haricinde- tek bir araç bile yok. Fakat bu görüntülerde farklı olan bir şey var. Gökyüzü garip bir kızıl renk almış. O kadar ki, ufuktaki veya uzaktaki binalar bu kızıl renkli gökyüzünü arkalarına alınca korkutucu silüetleri ortaya çıkıyor. Saat itibarı ile evlerin ışıklar da yanmadığı için silüetler büsbütün kararıyor. Sokak lambaları, cılız ve sönmeye yüz tutmuş ışıklarını hafif çiseyen yağmur damlalarına aksettiriyor. Sokaklar boş olmasına rağmen garip bir uğultu var şehirde. Uzaktan araçların ıslak yollarda çıkardığı seyir sesleri, çamurların şapırtıları geliyor. Uzaklarda bütün gürültülerin içinden ayırt edilen ezan sesleri... Belki de bütün bu karanlık temayı ürkütücü kılan o anlaşılamayan ezan nağmeleridir. Fatih'te bulunmama rağmen bu kadar uzak gelmesi, Eyüp veya Balat tarafından okunduğunu gösterir.
Yürüyorum. Bu saatte nereye gittiğimi merak eden varsa: ehliyet almaya! Bu gün direksiyon sınavı var, Kurs Fatih'te, sınav ise Kağıthane'de. Kurstan kaldırılacak minibüs ile sınav yerine gitmek daha ucuz ve daha mantıklı geldi. Fakat minibüse yetişmem için saat 7:00 de kursta olmam lazım. Fevzipaşa caddesi boyunca gidiyorum. Emniyete inen yokuşu tam geçmiştim ki omzuma bir el değdi! Zaten atmosferden ve görüntülerden korkmuş bir halde içimden dua edesim geldi. Korka korka hızlıca döndüm, orta yaşlı, sakallı birisi. sigara istiyor! Zor da olsa sabah sersemliğiyle sigara kullanmadığımı kendisine anlattıktan sonra adımlarımı sıklaştırıp kursa yöneldim. Fakat itiraf etmeliyim. Adam omzuma dokunduğu vakit içimden, arkama dönüp ayaklarına kapanmak ve 'Kulun olayım, bağışla beni Yusuf abi!' diyesim geldi! Buraya ne kadar yazsam da beni o şekilde görmeden, ne kadar korktuğumu anlayamazsınız.
Velhasıl. İstanbul bana hiç bu kadar ürkütücü görünmemişti!
Gecenin geç vakitlerine kadar dolaştığım bütün o sokaklar, mahalleler ve muhitlerin eğer gerçekten böyle bir yüzü varsa, bundan sonra dolaşmaya çıkmadan önce iki kere düşünmem gerekiyor sanırım.