Fikir fakiri 1
Erman Aktan | Fikir fakiri
Gecenin bir vakti yine kendimle kavga ederken buldum kendimi. Kendime sorduğum sorulardan birisi yine isteksiz bir çatışmaya neden oldu. Bilgili olmanın sosyal olmaya engel olup olamayacağına takıldım. İnsan ilk bakışta ne alakası var diyor. Fakat öyle değil. Çünkü bilgi edinmenin inanılmaz sayıda yolu var ve bilgi çok genel bir kavram. Pratik bilgi dediğimiz şeyler daha bebeklikten gelen yetiler olduğu için bu sınıfı geçiyorum. Daha detaylı olarak sayısal ve sözel diye iki sınıfa ayırabileceğimiz bilgi; eğitim, kişisel gelişim ve çevre üçgeninde edinilen fakat yine de bu üçgenin dışında çok geniş alana dağılan bir kavram. Sosyallik, yani insanlarla iletişim kurmak bu bilgi birikiminin bir kısmını edinmek için şart. Fakat diğer bir kısmı onlardan uzak kalıp, okuyarak ediniliyor. İşte çoğumuzun bildiği, tanıdığı prof. insanların biraz topluma ters düşme sebebi de bence bu. Çoğumuz bilir: prof. ünvanını alabilmek için en az 28 senelik başarılı bir eğitim kariyeri gerekiyor (1983 tarihli 2880/11 sayılı kanun gereğince), ki 28. senenizde prof. olacağınıza dair bir garanti bulunmuyor. Dikkatinizi çekerim, lisans eğitiminden (4 yıllık üniversite) sonra en az 3 yıllık bir doktora eğitimi, bundan sonra yardımcı doçentliğe yükselme, doçentlik ve sonunda prof. ünvanı geliyor. Bunca yıl okumak, çabalamak elbet bazı bedellerle geliyordur. Hayatımda karşılaştığım prof. ünvanına sahip kişiler hep güler yüzlü, nazik ve sıfatlarını hak etmiş insanlardı. Fakat pratikte bazı sorunlar yok değildi. Yıllarca incelemenin ve düşünmenin bedeli onlarda her şeyi sorgulamak, mükemmeliyetçilik ve detaycılık olarak açığa çıkmıştı. Çoğu basit olayın detaylarına inerlerdi, sorduğunuz sorulara fazlasıyla detaylı cevaplar verirler (Gerek olmamasına rağmen) ve boş vakitlerinde bile biz düşük zekalı insanların anlayabileceği konulardan bizim anlayamayacağımız şekilde bahsederlerdi!
Bütün bunları düşününce çok okumanın insanı diğerlerinden gerek sosyal, gerek ise kültürel olarak biraz daha uzaklaştırdığı kanısına varılıyor. Bu kadar bilginin insanlığa genel olarak faydasının dokunacağı aşikar. Bilim adamları sayesinde kullandığımız bu bilgisayarlar, internet ve en basit haliyle elektrik var! Fakat bu bahçelerde dolaşırken kendime sorduğum soruların hepsine kendi özgür ruhumdan, anlayışlarımdan ve belki de cahilliğimden bir şeyler katıyorum. Bu sorunun aslında belirgin bir cevabı yok. Zaten beş milyar insan nüfusu içerisinde yalnızca birkaç milyon kişinin prof. ünvanına sahip olması bu yüzden. Bunca cümleyi, bunca kelimeyi hepimizin bildiği bir sonuca bağlayıp ziyan etmek hoşuma gitmiyor fakat elden ne gelir.
Yine de kendimle kavga etmeden duramıyorum. Bu bahçelerde dolaşırken elime, ayağıma batan onca dikene, çalıya, çırpıya rağmen hala buralardayım. Kendi içinde çatışan garip bir beynim var.