Fikir fakiri 2
Erman Aktan | Fikir fakiri
İstanbul barındırdığı nüfus itibarı ile kozmopolit bir kent. Hepimiz bunu biliyoruz fakat, bu kozmopolit mekanizmanın içerisindeki parazitlerin farkında mıyız?
Burada kimseyi hor görecek, aşağılayacak veya 'dağdan inmiş' muamelesi yapacak değilim. Fakat bir şehrin dışarıdan alacağı yerli göç onu önemli ölçüde değiştirir ve eğer İstanbul gibi inanılmaz ölçülerde bir göç söz konusu ise; bu değişim zararlı boyutlara varabilir.
Göç konusuna girersek, İstanbul zaten Bizans yönetimi zamanından beri göç almaktaydı. Dev bir imparatorluğun himayesine girdiğinde ise cazibesi daha da arttı, dolayısı ile göçler de yoğunlaştı. Yıl/Nüfus dağılımı incelendiğinde İstanbul'un nüfusunun geçen yıllar içerisinde devamlı arttığı ve bu artışın Anadolu ve Trakya'da bulunan diğer şehirlere oranla oldukça fazla olduğu gözlenir. Özellikle 1980 ve 1985 yılları arasında İstanbul'un aldığı inanılmaz orandaki iç göç, onun bu günkü sorunlarının aslında başlangıcı olmuştur. Ben bunun doğruluğunu veya yanlışlığını tartışmıyorum. Çünkü insanların sahip oldukları tüm o değerleri, hayatlarını ve varlıklarını geride bırakıp -yada satıp- başka bir yere temelli hareket etmeleri öylesine bir sebepten dolayı olmaz. Mecbur kalmadan kimse böyle bir şey yapmaz. Söz konusu tarihlere bakıldığında her şeyden önce 12 Eylül geliyor. Darbe bir ülkeyi yeniden başlatmak gibi bir şey olduğu için, bu olay bütün ülke içindeki göç akışını ve nüfus değişimini etkilemiştir. Sonrasında terör, Anadolu illerinde meydana gelen siyasi istikrarsızlıklar ve bunların sonucu meydana gelen mecburi değişimler.
Liste uzuyor... Fakat bu listenin en sonunda faturayı ödeyen yalnızca bir kent: İstanbul! Fakat bizim bu günlerde ödediğimiz fatura o günlerin faturası değil. O günlerde İstanbul'da günlük yaşamın, kültür seviyesinin ve hayat şartlarının ne durumda olduğunu bilemeyiz fakat bu denli büyük bir iç göçün İstanbul gibi büyük bir şehirde oldukça ağır bir kaosa sebep olduğu aşikar.
Konuyu biraz dağıttım yine, fakat yazının içeriği biraz ağır ve derin olduğu için ön bilgi vermek zorundayım.
Gelmek istediğim nokta, günümüzde İstanbul sokaklarında sıkça rastladığımız 'taşralı' tipleri. Fakat buradan kastım kimseyi aşağılamak veya dışlamak değil. Sonuçta taşralı dediğimiz insan da benim gibi bu ülkenin vatandaşı, benim gibi aynı havayı soluyan bir insan ve benim gibi aynı hak ve hukuk sistemi içerisinde yaşayan bir birey. Yine de hepimiz biliyoruz ki İstanbul bir büyükşehir ve oldukça gelişmiş bir kent. Ne kadar büyük ve kozmopolit olursa olsun, her şehrin taşıyabileceği belli bir çizgi vardır (Burada seviye kelimesinin ne kadar yanlış olabileceğini hepimiz fark ettik sanırım!). Demek istediğim günümüzde gördüğümüz 'bazı' bireylerin şehir hayatı için uygun olmadıkları gerçeği.
Bu konunun ne kadar tehlikeli olduğunun farkındayım ama yine de görüşlerimin bilinmesini isterim. Bahsettiğim kişiler için belki ben de aynı sorunu teşkil ediyorum. Soyutlamadan, kısaca size kendimi anlatayım; Ben dokuz göbek İstanbul'luyum ve kökenim Dağıstan / Azerbaycan'dır. Dolayısı ile 'İstanbul'lu yoktur, İstanbul'a göç etmiş olan vardır.' cümlesi, 3.000 yıldır olduğu yerde duran bir şehre, 100 yıllık bebe muamelesi yapmaktır! Ben %100 buralıyım demiyorum, fakat köklerimin burada geçirdiği çok uzun süre onları asimile etmiştir. Kısaca burada doğmaktan, buralı olmuşuz artık!
İstanbul sokaklarında, toplu taşıma araçlarında, alışveriş merkezlerinde veya sayfiye alanlarında görülen taşralı tipler, bilinçli olarak İstanbul'a gelmiş ve hiçbir amacı olmadan, yalnızca 'taşı toprağı altın' bahanesiyle buraya demir atmış kişilerden oluşur. Bunlar düşük ücretli işleri; tamircilik, çöplerden geri dönüştürülebilir malzeme toplama (milyon dolarlık adamlardan bahsetmiyorum), boyacılık veya daha farklı işleri yaparlar. Bu saydığım işleri meslek olarak yapanlar konunun dışında, bu bahsettiğimiz tipler gerçekten dayak isteyen, kültürsüz, bilgisiz, yaşamayı yalnızca yiyip, içip, tüketmek olarak gören insanlardan oluşuyor. Yolda yürürken bile gördükleri bayanları gözleriyle rahatsız etmeyi başaran, giyimleri, davranışları ve yaşamları tamamı ile şehir hayatına aykırı düşen tipler bunlar. Özellikle geldikleri yerin adetlerini ve yaşam tarzlarını buraya taşımayı direten, koskoca bir halkı hiçe sayarak yalnızca kendi varmış gibi davranan ve yarın bile yaşayacağı belli olmayan 'kullan, at insan'lar gibidirler. Otobüslerde ne toplum adabına uyup yaşlı insanlara saygılı, ne genç bayanlara edepli, ne de diğer vatandaşlara eşitlik gösterirler. Kaldırımda yürüme adabından bihaber, gelene geçene çarparlar. Sigara içmek onlar için yasaklanabilecek bir şey değildir. Çöp kutuları yalnızca süstür ve her biri holding patronu gibi kasım kasım kasılırlar! Buraya yazacağım birçok şeyi zaten hepimiz biliyoruz ve farkındayız. Fakat insan düşünmeden edemiyor. Hepsi seçmece gibi belli yerlere toplanmış ve belirli şekillerde benim hayatımdan birer birer geçiyor gibi. Yoksa sorun bende mi? Ben mi gidip buluyorum bunları?!
Benle aynı düşünceye sahip olanınız var veya yok orası ayrı bir konu. Buraya daha döktürülecek çok şey var bu konuda fakat yaz, yaz nereye kadar? Yine de içimi dökmüş oldum biraz olsun. Oh be!