Üçyüzaltmışbeş!

Erman Aktan | Kişisel

Bundan tam bir yıl önce, yani 8 Mart 2010 tarihinde şu anda çalıştığım iş yerine başlamıştım. Benim gibi girdiği iş yerlerinin tümünden en geç 30 gün içerisinde ayrılan biri için bu büyük bir olay aslında.

Şimdi uyumsuz, geçimsiz ve işyerlerinde istenmeyen biri olduğumu sanacaksınız! Aslında durum çok farklı. Etrafımdaki insanlara sık sık söylediğim şeylerden birisi; Bir insanın yapmak zorunda olduğu iş yerine, sevdiği işi yapmasının en doğru seçim olduğudur. Ortada gerçekten ihtiyaç duyulan maddi veya manevi bir getiri, mecburi bir borç yada zorunlu hizmet gibi bir durum olmadığı sürece insanın sevmeden para uğruna kölelik etmesi değil, sevdiği şey karşılığında maddi bir getiri sağlaması en mantıklı seçenektir! Bunun o kadar da zor birşey olduğunu sanmayın. İstedikten sonra insanın eline geçiremeyeceği tek şey başarısızlıktır.

Fakat burada çok ince bir çizgiden bahsediyoruz. Yaptığı işi sevmek başka şey, sevdiği işi yapmak bambaşka bir şeydir. Yaptığı işi seven insan en zor olanı başarmış demektir. Mecbur olsa bile mutlu olmayı bilmiş, maddiyatın yanında maneviyat değerleri de edinmiştir. Bu insanlar genelde yaşını başını almış zanaatkarlar, ustalar veya meslek erbapları olurlar. Çünkü çok değil, bundan 20 yıl öncesinde insanların bizim şu an sahip olduğumuz kadar fazla seçenekleri yoktu. Mevcut eğitim sistemi ve meslek seçenekleri içerisinde insana en fazla getiriyi sağlayanları el emeği gerektiren işlerdi. O zamanlar bu mesleklerle yola çıkanlar şimdi önlerinde eğilip, eli eteği öpülen insanlar.

Sevdiği işi yapanlar ise işin kolayına kaçmış olanlardır. Evet! Açık açık tembellikten bahsediyorum fakat yanlış anlaşılmasın, 20 yıl öncesi ile şimdiki zaman arasında o kadar çok fark var ki, insanlar artık yapmak zorunda oldukları işleri değil, severek yapmak istedikleri işlerden para kazanabiliyorlar. Bence doğrusu da bu. Benim tam olarak bahsettiğim konu da bundan ibaret. Seçme şansınız varsa, kullanmamak aptallık gibi olur!

Tabii ki bu yazıyı okuyup da işinizi bırakmayın! Ben sevdiğim işi buldum evet, fakat ödediğim bedelden haberiniz olsa dönüp bana iyi bir tokat patlatırdınız! Giriş-çıkış yaptığım yaklaşık 20 -yada daha fazla- işyerinin hiçbirisinde sosyal güvencem olmadı. Yaşıtlarım sosyal güvencelerini benden beş, altı yıl önce başlatırken ben ancak geçen sene başlatabildim! Bunun daha basit anlatımı yaşıtlarım emekli olduğunda benim emekliliğime birkaç yıl daha olacak demek. Yani hayatımdan birkaç yıl daha çalışmakla geçecek. Fakat tabii ki bunca yıl da boş oturmadım, pişman değilim yani.

Konu dönüp dolaşıp benim eskiye olan özlemime gidiyor aslında. Yukarıda şu 'meslek erbapları'ndan bahsederken aklıma Kapalıçarşının derin bedestenlerinde koridorları çınlatan eski demir ustaları, kalaycılar, terziler ve daha birsürü şimdi antika sayılan mesleklerin yıllanmış ustaları geldi. Herkesin, herşeyin bir zamanı vardır ya, onlar da kendileri için ayrılan o zamanda duruyorlar işte. Bize kalan yalnızca dökülmüş takvim yaprakları. ve benim gibi birkaç manyağın içerisindeki umutsuz özlem!