Kuş misalli

Erman Aktan | Güncel

Yaklaşık 15 gün önce büyük bir hata yaparak uzaklaştığım İstanbul'a geri döndüm ve bir kez daha anladım ki, ben İstanbul'dan ayrı yaşayamıyorum.

Bu şehir öylesine işlemiş, öylesine ele geçirmiş ki beni. Gerek hayatımın bazı elzem parçalarının, gerek manevi olarak sahip olduğum değerlerin kaynağı olması sebebiyle kopamıyorum ondan. Aslında isteyerek denesem belki başarabilirim ama, bazı şeyler engelliyor benim bu gibi şeyleri 'istememi'.

Sanmayın ki burada kalmamın sebebi yalnızca büyüklük ve imkanlar. Çünkü İstanbul'da yaşayan 10 kişiden dokuzunun size vereceği ilk cevap "şu şehirden bir kurtulabilsem" olacaktır. Benimki ise kesin: "Kurtulmak mı? Sebep?". Çünkü bu şehir yalnızca büyüklüğü, heterojenliği ve tüm o çekici keşmekeşi yüzünden değil, geçmişi ve sakladıkları yüzünden değerli benim için. Ayrıca burası benim memleketim! Ben çoğu gibi Anadolu'da doğup buraya gelmedim, yada Anadolu'dan buraya gelip yerleşen bir Aile'nin çocuğu değilim ki! Benim köyüm burası zaten! Tarihin üzerine yazıldığı iki kıtayı buluşturan bir elçi ve 1400 yıllık bir kitabın cildi.

Vazgeçmek isteyenleri anlayabiliyorum. Şehir dışına çıkanların orada bulduğu dinginlik ve huzur tabii ki burada yok. 10 milyon nüfuslu bir megapolden de bunları beklemeyin zaten. Burada bulacağınız durgunluk değil, her daim akan ve durması mümkün bile olmayan bir hengame, keşmekeş, gürültü, cümbüş, titreşim, aydınlık.

Son tahlilde insanoğlu bir kuş misali, bir gün burda başka bir gün başka bir yerde. Fakat herhangi bir kuşu yuvasından ayırıp bir yere götürdüğünüzde o kuşun eninde sonunda döneceği yer yuvasıdır.

Ben de buraya tüneyiverdim işte, ne yapayım?