Aşık olmak
Erman Aktan | Fikir fakiri
İnsan kendi vücudunu kontrol edemez aslında. Çünkü kimse tırnaklarına veya saçlarına uzamayı durdurmalarını emredemez. Midesine hazmetmeyi, kalbine durmasını söyleyemez. Tek kontrolümüz motor fonksiyonlar denilen ve kaslar ile kontrol edilen kol, bacak, boyun ve parmaklar ve bunlara ek olarak kısmen birkaç organ ile sınırlıdır (Nefes almayı kısmen kesmek gibi...)
Aynı şekilde beynine de hükmedemez insan. Örnek olarak aşık olmak diyelim. Aşk bilimsel olarak açıklanmış mıdır bilemem, ama bence aşık olmak insanın kontrolünde değildir. Çünkü istese de istemese de aşık olur insan. Tutuluverir, kilitlenir, bütün sistemleri yeniden başlar. Aşık olmak, insan bedeninde ulaşılamaz bir düğmeye basıp farklı bir fonksiyonu çalıştırmak gibidir. İnsanın kendi miladıdır aslında, aşktan öncesi ve sonrası diye ayrılır hayat. Öncesi hep pusludur, zor hatırlanır, o günlerde nasıl yaşadığına hayret eder insan, aşksız yaşadığını inkar edecek dereceye gelir, çelişir. Aşktan sonrası ise cennetin suretidir adeta. Anlatmaya doyamaz, aşırı karşılaştırmalar yapar. Fakat gelin görün ki, bu büyülü durum yalnızca bir kez geçer hayatınızdan. İlk aşk, aynı anda son aşkınızdır, çünkü hiçbir aşk ona benzemeyecektir, onun gibisi bir daha geçmeyecektir hayatınızdan. İlk aşkınızın dokunup açtığı o düğmeye yine o aşkınız dokunup kapatır. Artık o büyülü günler bitmiş, eski hayatınız geri dönmüştür. Bu sefer pişmanlığınızdan dolayı aşık olduğunuz günleri kötüleme amacı güdersiniz. O zamanlar dünyayı size daha güzel gösteren günler birden sıkıcı, boğucu bir hal alır. Tekrar yapamayacağınızı söyler, çocuksu sebeplerle kendinizi kandırırsınız. Yolda yürümek bile zorlaşır, binalar üstünüze üstünüze gelir bazen. İlk aşkın blunduğu şehrin üzerinde görünmez bir işaret olur, yalnızca sizin görüp anlayabildiğiniz. Anlayıp nefret ettiğiniz, kaçtığınız bir distopya oluverir o şehir. Belki orada yaşamaya ve hayatınızı idame ettirmeye devam edersiniz, fakat ilk aşkın iz bıraktığı yerlerde buruk bir ifadeyle, istenmeyen hatıraları aklınızdan atmaya çalışarak dolaşırsınız.
Halbuki tüm bunların sebebi bir 'keşke' kelimesidir. O kelimeyi söylediğinizde acı daha da derinleşir, yaşamak daraltır, sıkar, bunaltır insanı. Kurtulması zor bir buhrandır. Çoğu başarır kurtulmayı, kimisi başaramaz. Fakat biten veya bitmeyen bütün aşkların ortak bir noktası vardır:
Her biri uçurumun kenarına yapılmış güzel bir evdir aslında. Yan yana iki çıkış kapısı olur hep, biri uçurumdan aşağıya, diğeri de vadideki patikaya. Bazıları yanlış kapıdan çıkar, bazıları da patikanın uzun ve taşlı yollarına atar kendini...