Beklentiler ve ben
Erman Aktan | Kişisel
Üzüleyim mi, sevineyim mi bilemedim. Çünkü birkaç gündür çevremdeki insanlar sitenin güncelliği konusunda beni dürtüp duruyor! Buradan anladığım kadarıyla, hala siteyi ziyaret eden var. (yalan söyleyemem, ben insanların yalnızca fotoğraflara bakmak için geldiklerini sanırdım) Asıl önemli olan -ve beni sevindiren,- bu kişilerin burada yazılanları da okumaları. Çok da fazla önemli olmayan -ve aynı anda beni üzen- şey ise yazıların pek güncel olmayışı. Hal böyle olunca insanlar beklediklerini bulamıyor.
Fakat size itiraf etmek istediğim şeyler de var. Çok yaşlı ve tecrübeli biri olmamama rağmen, bu yaşıma kadar kendimce edindiğim tecrübelerden en acısı, insanların benden olan beklentilerini hep üst noktalara taşımam oldu. Ne yaptım, ne ettimse insanların benden bekledikleri şeyleri hiç mütevazı hale getiremedim. Beklentileri yüksek olunca hayal kırıklıkları da büyük oldu haliyle. O yüzden kaybettiklerim hep fazla oldu. Tabii ki kazandıklarım da ona göreydi, fakat bana göre bunlar hiç dengelenmedi. Her zaman söylediğim gibi pişmanlık duymamama rağmen, içimde bir yerlerde hep neden diye soran bir ses yankılanıp durur. Keşke demez, yalnızca sorular sorar. Bilmediğim ve belki de hiç öğrenemeyeceğim cevapları olan sorular.
İlk başlarda, çok eskilerde (ilkokul yılları) resim çizmek çok hoşuma giderdi. Elime kalem geçmeye görsün. Yazı yazmak çok bir anlam ifade etmezdi benim için. Arabalar, uçaklar, füzeler, helikopterler, motosikletler... Arada insanlar çizmeye çalışırdım, hepsi bir örnek domates kafalı çöp adamlar olurdu. Sonra tekrar arabalar, uçaklar, füzeler. Mekanik şeylere elim yatkındı. Fakat organik şeyleri hiç çizemezdim. Hala da yapamam. 25 senede bir insanın ancak ellerini çizebilmeyi öğrendim. Velhasıl, bu konuda az biraz zaman geçince çevremdeki insanların beklentileri yavaş yavaş yükselmeye başladı. Çizdiğim arabalar daha kıvrımlı, daha spor olmaya başladı. Uçaklar pervanelerini atıp jet motorlara geçti. Tekneler sürat motoru oldu çıktı. Fakat hızlı yükselen hızlı çakılır derler ya. Ben de o şekilde çakıldım işte. Kendimi o şekilde geliştirme gibi bir arayışım olmadığı için insanların beklentilerini karşılayamadım. Resim benim için hobiydi. Eğlencemdi. İnsanların beklentilerini karşılamak için uğraşmayı kestiğim zaman insanlar burun kıvırmaya başladılar. Ben de onlara beklenti sağlamak yerine, gölgelerin içinde kendimce eller, avuçlar çizmeye başladım. Hala da ayıp olduğunu sandığı şeyler yapan küçük çocuklar gibi insanların önünde resim çizmeye utanırım. Ne bileyim, çocukluktan kalma saçma sapan takıntılar işte.
Sonra fotoğraf makinaları girdi hayatıma. Deklanşörün ucundaki donuk dünyalar hoşuma gitti. Buradan kelimelere dökemeyeceğim şekilde eğlenceli geldi bana. Farkında olmadan yıllar geçti. Fakat önceki tecrübeme rağmen insanların beklentilerini tek bir çizgide tutmayı yine de başaramadım. Ben tutup aşağı çekmek istedikçe çıta yükseldi. İlk başlarda çıtaya yetişmek için kastım kendimi. Bir süre sonra resimde yaşadıklarımı fotoğraflarda da yaşamaya başladım. Hala da yaşıyorum ve büyük ihtimal bu duygudan hiç kurtulamayacağım. Çünkü insanların beklentilerini kontrol edemezsiniz, siz iyisini yaptıkça onlar hep daha iyisini bekleyecektir. Ne kadar kötü yaparsanız yapın, sizi az çok tanıyan biri sizin en iyi halinizi bildiği için ister istemez beklenti içerisinde olacaktır. Bunu engelleyemezsiniz.
Zaten benim şikayetim de beklentisi olanlardan değil, bu beklentilere sebep olan davranışlarımdan ötürü! İnsanlara profesyonel olmadığımı, çok büyük beklentiler içerisinde olmamaları gerektiğini söylediğim halde, gözümden kaçmıyor. Beklentiler hep benim ulaşamayacağım yerlerde. Sonuçlar ortaya çıktığında da hep aynı yüz ifadeleri: "Bu mu yani?"
Benden bu denli yüksek beklentilerde olmanız için ne yaptım? Hep söylememe, hatta yalvarır şekilde uyarmama rağmen insanlar hala bana başka gözle bakıyor.
Lütfen, ben o düşündüğünüz kişi değilim. Hiçbir zaman da olamadım... ne yazık ki!